fbpx
ÖZEL RENK EĞİTİM KURUMLARI

RENK KABUL VE BURS SINAVI

Çocukluğumdan beri, okula ilk başladığım andan beri, ailem her zaman beni eğitim ve başarılı olmak konusunda yönlendirdi ve bilinçlendirdi. Ben de çok parlak olmasam da, ailemi her zaman gururlandırmayı başardım. Başardığım en büyük şey ise yedinci sınıfta ani bir karar değişikliği ile fen lisesine gitmeye karar vermem ve kazanabilmek için kendi kendime sıkı çalışabilmemdi. Sıkı çalışmak, asla size ihanet etmez. Sayısal zekâsı olmadığı düşünülen bir öğrenci iken fen lisesini kazanan gururlu bir öğrenciye dönüştüm. Okuluma kayıt için geldiğim anı hatırlıyorum, şöyle uzun uzun bir bakmıştım. "İşte burada, bambaşka şeyler öğreneceğim, yepyeni insanlar tanıyıp yepyeni ufuklar açacağım.

Sonunda okulumun ilk günü başladığında çok heyecanlı ve tedirgindim. Gittiğim okulda herkesin birer yıldız olacağının ve artık o an sahip olduğum şeylerin "başarılı" kategorisine girmeme yetmeyeceğinin farkındaydım. Ama her zamankinden daha çok çalışmaya razıydım, yeter ki hayallerime ulaşabileyim.

Bu kısmı fazla uzatmak istemiyorum, lisedeki ilk yılımda, etrafımdaki çoğu insan için "diğerlerinden daha başarılı olmak" kavramının en önemli şey haline gelişini şaşırarak izledim. Okulun ilk aylarında çizdiği resimlerle beni hayran bırakan arkadaşım artık sadece derslerle uğraşmaya başlamıştı ve "resmin sınavlarda bir yararı yok ki" diyerek resmi bırakmıştı mesela. Ve bu böyle olan arkadaşlarımdan sadece biriydi.

Sanki kendim farklıymışım gibi konuşmak istemiyorum, ben de aynı durumdaydım. Sınavlar bir anda bütün dünyam olmuştu. Öğrenirken amacım o konuyu aklımda tutabilmekti, onu gerçekten anlamak değil. Bu doğru olmayan yöntemimle çok geçmeden geride kalmaya başladım. Geride kaldıkça daha çok strese girdim. Strese girdikçe buraya asıl gelme amacımı, neyi neden öğrendiğimi zamanla unuttum. Bir süre sonra ise artık çalışmaktan nefret ediyordum ve okulun başarısız öğrenci kategorisine girmiştim bile. Haksızlık yapmak istemiyorum ama benim bu durumumu görüp bana kayda değer bir yardımda bulunan kimse olmadı.

On birinci sınıfın ortalarında en yakın arkadaşım Onur ile tanıştım. Kendisi hem hayallerini unutmamayı başarmış hem de o yarış ortamında strese girmeden ilerleyebilmiş o bir grup kişiden birisiydi. Onunla zaman geçirdikçe aslında benim de hayallerim olduğunu fark ettim ve yavaş yavaş tekrar çalışmaya başladım ama içten içe kendime sürekli yapamayacağımı bildiğimi söyledim. "Çabalamadım." dememek için kendimi zorluyordum sadece.

Son sınıfa geldiğimde artık o yarış ortamı hat safhadaydı çünkü önümüzde üniversite sınavı vardı. Ne kadar nasıl çalıştığımı bilmeden, kalabalıkta sürüklenen insanlar gibi ben de çalıştım. Ama hala içimden yapamayacağımı bildiğimi söylüyordum. Ne kadar susturmak istesem de, o ses hiç susmadı. Daha sınav sonucunu almadan ne olacağını biliyor gibi ağlamaya başlamıştım bile.

Sonuçların açıklandığını ben dışarıdayken annem haber verdi. Hemen bir internet kafeye gidip baktım. Sıralamamda olmasını istediğimden çok daha fazla rakam vardı. Göğsümde ağır bir yük, eve gidip ağladım. İkinci sınava kadar neler olup bittiğini çok fazla hatırlamıyorum, yine kalabalıkla sürüklendim. Artık yerleştirme sonuçları açıklandığında ben çoktan biliyordum: başaramamıştım. Donup ekrana bakmıştım sadece.

Aniden ayağa kalkıp giyinmeye başladım. Anneme "hadi gidiyoruz." dedim. Test kitaplarımı düzenlerken kucağıma düşen broşürü elime aldım ve yola çıktık. Broşürün üzerinde danışmanlık yazıyordu. İhtiyacım olan şey. Aylarca birine danışmak istemiştim ama kimse benimle uğraşmamıştı. Kimse biraz ilgilenilse yapabileceğime inanmamıştı.

Broşürdeki adrese gidip içeri girdiğimizde farklı bir yere geldiğimi biliyordum. Yıllardır okulumda gördüğüm o samimi olmayan resmi havadan ziyade herkesin arkadaş olduğu bir ortam vardı. Rahat hissetmiştim, uzuuun zamandır hissedemediğim şey.

Broşürdeki ismin sahibi Osman Günal ile tanışmam ise her şeyden daha da farklı oldu. İçeriye girdiğimde bana sorulan ilk soru okulum ya da ne durumda olduğum değildi. "Benden ne istiyorsun?" Karşılaştığım ilk soru buydu. Bir an cevap veremedim. Ne istiyordum? İçgüdüsel olarak hak ettiğim şeyin o sonuç olmadığını fark edip ikinci kez hazırlanmaya karar vermiş ve buraya gelmiştim ama ne istiyordum? Uzun süredir, benim istediğim şeyler hakkında düşünmediğimi fark ettim. Gözlerim hafifçe dolarak "Başarılı olmak istiyorum. Dediğiniz her şeyi yaparım ama başarılı olmak istiyorum." dedim. Bana uzun gelen bir sessizlikten sonra "Her şeyi mi?" diye sordu Osman Hoca. Başım biraz daha dik "Evet, her şeyi." dedim.

Bu kısacık anı biraz anlatmak istiyorum. Duygusal ve zihinsel olarak çok yorgun ve kırılgan bir haldeydim. Sadece iki saat önce başarısızlığım omuzlarıma yük gibi binmişti. Beni neyin beklediğini bilmediğim gibi, beni bekleyen şeylerle baş edip edemeyeceğimi de bilmiyordum. Ama kararım kesindi. Bu başarısızlığa asla razı olmayacaktım, hayatım boyunca o yükü omzumda taşımayacaktım. Kesin olan bu tek düşünceye tutunarak "Her şeyi." diyebilmiştim.

"O zaman git şu pencereden bağır." Ne? Hemen orada böyle saçma bir talepte bulunacağını düşünmemiştim. Suratımda şaşkın bir ifadeyle bu düşüncemi belirttim sanırım. Ama bu adamı ikna etmem gerekiyordu, burası benim ihtiyacım olan yerdi. "Ne diye bağırayım?" Şu an bakınca fark ediyorum. Ne diye bağıracağımı dahi başka birine sormuşum. O kadar alışmışım ki kendim düşünmeden sadece önüme konanı ezberlemeye çalışmaya. "Ne diye bağırmak istersen." Etrafa şaşkın şaşkın bakan annemi bir el işareti ile durdurdu Osman Hoca. Ben de kararsız adımlarla gösterilen pencereye ilerledim.

Pencereyi açtım. Kafamı uzattım. Epey kalabalıktı ve bu çok utanç vericiydi. Ama o an bunu düşünmeden Osman Hoca'ya istediği her şeyi yapacağımı kanıtlamam gerekiyordu. Ağzımı açtım, derin bir nefes aldım ama bağırmak istediğim bir şey bulamadım. Ne diye bağırmam gerektiğini düşünürken sonucu aldığımda akmayan gözyaşlarım yavaş yavaş akmaya başlamıştı. Kelimeler ağzımdan istemsizce çıktı.

"PES ETMEDİM!!!"

Oradaki herkes ile birlikte ben de kendi sesimi dinledim. İşte o an gerçekten ağladım. Kalbimde ne var ne yoksa ağladım. Başaramadığım için ağladım, sonunda kendimi hatırladığım için ağladım, önümdeki süreçten korktuğum için ağladım. Şimdi anlıyorum, o zaman Osman Hoca'nın amacı kendimi kanıtlamam değilmiş aslında. Güçlü görünmek için kendimi ne kadar sıktığımı fark etmiş olacak ki stresimi boşaltmam için beni böyle yönlendirmiş.
Sonunda susmayı başardığımda Osman Hoca çalışmaya başlayacağımız tarihi ve ne yapmam gerektiğini söyledi. Uzun, yorucu ama bir o kadar da güzelliklerle dolu hayallerimin peşinden koşma maceram böylece başlamış oldu.

Hayallerimi tekrar unutmamak için yapmak istediklerimi yazdığım bir günlük tutmaya ve her gün kendime yapabileceğimi söylemeye ve hissettirmeye özen gösterdim. Çalışırken ezberlemiyordum, artık "öğreniyordum." Günler ilerledikçe ben daha çok öğrenmeye, öğrendikçe sorular kolaylaşmaya başladı. Pes edecek gibi hissettiğimde Osman Hoca, başta Onur olmak üzere bütün arkadaşlarım ve ailem beni her şekilde desteklediler. Artık amacım birisinden daha başarılı olmak değildi, ben yapabileceğimin en iyisini yapmak için uğraşıyordum. Ben her gün dünkü benden daha başarılı olmak için çalışıyordum.

İkinci kez sınava gireceğim gün, heyecanlıydım. Ama korkmuyordum artık. Sınav korkulacak bir şey olmaktan çıkmıştı. İçimde yapamayacağıma dair bir his aradım, yoktu. Stresli değildim. Çünkü beni oluşturan tek şey sınav sonucu değildi, ben sınav sonucundan çok daha fazlasıydım ve elimden geleni yapmıştım. Geriye sadece sınava girip yaşayıp görmek kalmıştı.

Sınavdan çıktığımda mutluydum. Sınavda korkmamış ya da paniklememiştim. Sonuç ne olursa olsun hak ettiğim şey olacaktı. Artık sadece bekliyordum ama ne olacağı hakkında hiçbir fikrim yoktu. Sonuçların açıklandığını öğrendiğimde, sonuç belgesini gördüğümde ve sonunda başarılı olduğumu anladığımda hissettiğim şeyi tamamen anlatabilmem imkânsız. Mutlu, huzurlu ve tuhaf ama biraz da güçlü hissettim. Bu benim için sadece bir sınav değildi, gerçekten istediğimde yapabileceğimi kendime kanıtladığım olaydı.

Ben sıradan bir öğrenciyim. Ne fotografik hafızam ne de öyle her şeyi hemen anlamamı sağlayan bir yeteneğim var. Çoğu insandan farklı olarak yaptığım tek şey, hayallerimin peşinden gitmeyi göze almaktı. Tabi ki sadece her şeyi göze almak ile bitmiyor. Bir de bu kararınıza hak ettiği emeği vermelisiniz ki hayallerinize ulaşabilesiniz.

Çok üzülmeme, çeşitli sıkıntılar çekmeme neden olan bu olay, aslında bana hayat ile ilgili çok önemli şeyler öğretti. Bunlardan en önemlisi "Sıkı çalışmak, size asla ihanet etmez." Bir şey için gerçekten sıkı çalıştığınızda zamanı geldiğinde size karşılığını mutlaka veriyor. İkincisi "Siz kendinize inandığınız ve çabaladığınız sürece, kaç kişinin size inanmadığının bir önemi kalmaz." Ben ikinci kez sınava girmek istediğimde yapamayacağımı söyleyen o kadar çok insan oldu ki... Üçüncüsü "Herkes ikinci bir şansı hak eder ama ikinci şans da ciddi bir emeği talep eder." Şu an burada böyle bunları yazabiliyor olabilirim ama öncesinde ne kadar zorlandım bir bilseniz... Yeri geldi ağladım, yeri geldi uykumdan verdim, yeri geldi ailemi göremedim ve daha neler neler...

Şu an hala yolun sonuna ulaşmış değilim. İkinci sınavlar için hiç vakit kaybetmeden çalışmama devam ediyorum. Hayatımın her alanında bu tecrübe sayesinde öğrendiğim şeyleri uygulamaya devam edebilmeyi ve bu yazıyla az bile olsa insanların daha umutlu olmalarını sağlayabilmeyi umuyorum. Eğer bir yerde bunu okuyorsanız ve bir an bile "Evet, ben de yapabilirim aslında." dediyseniz, lütfen bu sesi yok saymayın ve pes etmeyin.
Ben yapabildiysem, siz de yapabilirsiniz.

- İrem FİDAN

 

YKS-TYT'ye Kalan Süre
Gün Saat dk sn
2020 - YKS - TYT: 20 Haziran 2020
2020 - YKS - AYT: 21 Haziran 2020

Performans Takip Dosyaları

performans

Veli / Öğrenci Portalı

logo12net

telefon